Yaşam

Bağımlılıkmı, Alışkanlıkmı, İhtiyaçmı?

Bu aralar ilham perim yanı başımda, ilişkimiz çok güzel gidiyor, çok mutluyuz. Hal böyleyken uzandım bilgisayarımla koltuğa ve döküldü yazım.

Hepimiz için çok önemli bir konuya değinmek istedim: Bağımlılık.

Sözlük anlamı: “Bir nesneye, kişiye yada bir varlığa duyulan önlenemez istek veya bir başka iradenin tahakkümü altına girme durumu”

Bu arada ben “Bağımlılık” kelimesinin alt veya daha hafif versiyonuna “ Alışkanlık “ kelimesini uygun gördüm. Alışkanlık kelimesinin de alt versiyonuna ise “İhtiyaç” dedim.

Konumuza dönersek, hiç düşündünüzmü neye bağımlısınız, alışkanlıklarınız neler? Ve neden bağımlısınız / alışkınsınız?

İnternete kısaca baktığınız zaman bağımlılık, alışkanlıkla ilgili alkol, uyuşturucu, sigara üzerinde durulmuş ama biz birde sürekli her an tekrarladığımız ama farkında olmadığımız alışkanlıklara, bağımlılıklara, ihtiyaçlarımıza değinelim, beyin fırtınası yapalım birlikte. (Verdiğim örneklere geniş açıdan bakabilirsiniz birebir uymayabilir)

Her sabah uyandığınızda ilk iş tuvalete girip yüzünüzü yıkıyor, dişlerinizi fırçalıyor musunuz?

Kıyafetlerinizden yada takı, aksesuarlarınız’dan biri kaybolsa etkilenir misiniz?

Evde yada iş yeriniz de mutlaka çay, kahve, sigara içiyor musunuz? Öğle yemeğinizi  hep aynı saatte aynı yerde mi  yiyorsunuz?

Belli bir beslenme tipiniz var mı? Kahvaltıda mutlaka her sabah müsli yada ekmek, peynir, domates, zeytin gibi yiyecekler mi tüketirsiniz?

Haftanın belli günleri özellikle eğer çalışıyorsanız cumartesi akşamı mutlaka dışarı çıkar, Pazar sabah kahvaltılarına gider misiniz?

Erkek veya kız arkadaşınızla günde birçok kez mesajlaşır yada telefonda konuşur musunuz?

Evde tek başınıza oturmaktan sıkılır mısınız? Mutlaka biriyle konuşmak, yazışmak, bir şey izlemek mi istersiniz?

İkindi vakti ağzınıza iki parça bir şey atmazsanız mideniz ağrır yada enerjiniz düşer mi?

Banyodan çıktığınızda saçınızı hep aynı şekilde kurutur, aynı losyondan kullanır, aynı şeylerimi tekrarlarsınız?

Gittiğiniz yere yürüyerek yada araçla hep aynı yönden aynı şekilde mi gidersiniz?

Hep aynı kişilerle mi program yaparsınız?  Yeniliklere, yeni insanlara açık değil misiniz yada güvenmez misiniz?

Gelin şimdide işin “İhtiyaç” bölümüne yani duygusal bölümüne bir göz atalım;

Akşam evde tek başınıza oturduğunuzu düşünün, üstelik her sabah uyanıp gittiğiniz bir işiniz yok, insan kalabalığının içine girmediğinizi düşünün. Ertesi gün ne yapacağınız belli değil. Sıkılır mısınız yoksa illa yakınınızda birileri olmalı mı? Ne kadar süre insansız yapabilirsiniz?

Arkadaş gurubunuz olmasa, birileri size iltifat etmiyor, yaptıklarınızı övmüyor olsa, sizinle konuşmuyor olsa kendinizi yinede başarılı, sevilen, yeterli biri gibi hisseder misiniz?

Erkek yada kız arkadaşınızdan sırf yalnız kalmamak gibi duygulardan dolayı ayrılamıyor yada sizden ayrılmasın diye ona göz açtırmıyor musunuz?

Yada ondan ayrıldınız ve size uygun olmadığını bildiğiniz halde sırf yalnız hissettiğiniz, sevilmeye, ilgiye, dokunulmaya ihtiyacınız olduğu için eliniz onu aramak üzere telefona yada bilgisayara mı gidiyor?

Canınız sıkıldığında yada üzüldüğünüzde, kızdığınızda, korktuğunuzda bakış açınız ve tepkiniz hep aynı mı olur?

Sürekli söylendiğiniz hatta nefret ettiğiniz, üzüldüğünüz, korktuğunuz duyguları, düşünceleri , durumları kendinize içten içe yaşatıyor hatta dışarıdan da yaşatacak kişileri seçerek  senelerdir  aynı kısır döngüde mi yaşıyorsunuz?

Hayatınızda karşı cins olmadan yapabiliyor musunuz yada sevgiliniz olsa da diğeriyle flört etmeden veya cinsellik paylaşmadan?

Ten teması şefkat belirtisi mi sizin için, sevginizi bu şekilde dahamı iyi belli ediyor sunuz yada cinsellik sevgi mi demek?

Biriyle beraberken başkasını bulmadan ayrılamayanlar’dan mısınız?

Ne tuhaftır ki insanoğlu anne karnına düştüğü andan itibaren ihtiyaçları karşılanmaya ve iki kişi olarak yaşamaya başlıyor.

Büyürken ve sonrasında da duygusal, düşünce anlamında dışarıdan beslenmeye, dışarıyı analiz etmeye, dışarıdakini izleyip, dışarıyı eleştirmeye, kendini unutup dışarıdakini memnun etmeye odaklı yaşıyor.  Gerek toplum gerek aileler kendileri deneyimlediği geleneği devam ettiriyor.

İnsan kendinden uzak, içini besleyemeyen, nasıl besleyeceğini bilmeyen, geliştiremeyen, gelişemeyen, aynı şeyleri belki farklı versiyonlarla tekrarlayan, ona öğretilene, gördüğüne alışmış, bağımlı ve buna ihtiyaç duyan, dışına çıkamayan biri haline geldi.

İnsanın içinde hissettiği ve yaşayamadığı ona verilmemiş, verilse de yeterli gelmemiş duygu düşünce  verilerinin eksikliği İhtiyaca dönüştü, İhtiyaç ,Bağımlılığa… Alıştığın, kaydettiğin, kötüde olsa sevmesen de ihtiyaç duyduğun bağımlılıklar bütün hayatını gündüz uyandığın andan itibaren kapladı…

Bu zihinsel, duygusal hapishane senin gerçeğin, realiten, insanı ve dünyayı, olayları görüş şeklin, bakış açın olmuş.

Tıpkı hayatı küçük bir pencereden görür gibi, tıpkı dev bir bahçede kurulu muazzam bir sofradan her seferinde  tabağına aynı yiyeceklerden almak ve diğerlerini hiç görmemek gibi… Yada görsen de alıştığının dışına çıkamaman gibi…

Ne dersin bunların dışına çıkmaya, alışkanlıklarını, bağımlılıklarını farketmeye, onlarla vedalaşmaya, en azından bunu denemeye ve ihtiyaçların için kendi içine dönmeye, yeni bir şeyler yapmaya hazır mısın?

Halime Geçer

İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Mezunuyum. Yüksek Lisansımı Psikoloji üzerine yapmaktayım. Boş zamanlarımda kadınlar ve bebeklere ait makaleler yazıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

web tasarım kıbrıs